11 Ağustos 2017 Cuma

HOŞGELDİN...

     Uzun zaman olmuştu. Onu hatırladı yine. Gözleri uzaklaştı birden. Neyse dedi kendi kendine. Sıkı çalışıyordu ve öğrenmesi gereken çok şey vardı. Okuldaki hocasına yardım ediyordu sürekli. Bir ara hocası ona iş bulduğunu ve çalışmak isteyip istemediğini sorunca kabul etti hemen. İlk işini yapacağı yere doğru yola koyuldu bir sabah erkenden. Aniden onun evinin önünden geçtiğini fark etti koca otobüsün. Kafasını kaldırdı ve geride kalana dek orayı izledi. Keşke dedi sonra ama çok geçti artık...

     Yaptığı iş iyice yoğunlaşmıştı. Herkes ona yeni olduğunu, çok çalışması gerektiğini söylüyordu. Öyleydi de zaten. Zaman akıp geçti, gündüzler terli, paslı ve geceler ise bilgi yumağı olmuştu ona. Ama ne zaman "o" aklına gelse, her şey anlamını kaybederdi bir anlığına ve tekrar geri dönerdi dünyaya. Keşke derdi hep, ama her zaman da çok geç olurdu...

     Derin bir uykuya dalmıştı. Birden yeğeninin sesi ile uyandı. Kendisini kaldıran yeğenini okula götürecekti. Acele bir şekilde giyindiler ikisi de. Yolda giderken daha yaklaşmadan epey öncesinde, yine onun evine yaklaştığını hatırladı. Gözleri uzakları gösterir oldu birden ve keşke dedi içinden. Ama çok geçti artık... 

     Defalarca yaşadı bunu. Çok zaman geçmişti aradan. Çalışmaktan da yorulmuştu zaten. Sürekli gitmeyi ertelediği askerlik geldi aklına. O kadar yorulmuştu ki, dinlenmek için askere gidebileceği geldi aklına. Tamam dedi kendi kendine. Zaten zamanı da gelmişti artık. Gerekli başvuruları yaptı ve zamanı geldiğinde askerdi artık. Tam 1 yıl askerlik yapacaktı. Başta zor geldi ama alıştı sonraları. 

     Nöbetteydi bir gün. Standart günlerden biriydi yine. Etrafındaki insanlarla konuşuyor, şakalaşıyor ve vakit geçiriyordu. Aniden saatin kaç olduğunu merak etti. Telefonunu çıkardı ve saate baktığı sırada tüm dikkatini telefondaki bildirim çekti. Bildirime baktığında onun ismini gördü. Durakladı birden, kimseye cevap vermedi bir süre. O artık kendisiyle arkadaş olmak istiyordu. Kabul etti hemen. Resimlerine baktı sonra onun. Hiç değişmemişti, hala çok güzeldi.

     Akşam vakti olmuştu, sabırsızdı aslında çünkü onun mesaj göndermesini bekliyordu. Bekliyordu çünkü ilahi güç tarafından kendisine bir şans daha verildiğini düşünüyordu. Evet dedi birden kendi kendine. O mesaj göndermişti. Konuşmaya başladılar. Eskileri andılar, yenilerden bahsettiler. Çok duygulanmıştı ama asker ağlamazdı. İkinci defa tamam dedi kendi kendine hemen çünkü ona gülümseyecek ve "HOŞGELDİN..." diyecekti...


   Yazan: Makinahmet.

12 Mart 2016 Cumartesi

Mantık Bize Ne Öğretir?

Mantık bize ne öğretirMantık Bize Ne Öğretir?

Mantık dersine giren profesör, öğrencilerin “Mantıklı olmak bize ne kazandırır? Mantık bize ne öğretir?” sorusuna bir anekdot üzerinden cevap vermeyi seçer. İşte o profesörün anlattığı anekdot ve mantığın bize öğrettikleri…

Öğrenciler o yılın ders programlarında yeni bir ders olduğunu farkederler. Dersin adı Mantıktır ve derse yaşlıca bir profesör girecektir. Nihayet, ilk mantık dersi başlar. Çocuklardan biri söz hakkı isteyerek:

- Sayın profesör, mantık bize ne öğretir? Lütfen her şeyden önce bunu anlatır mısınız, ricasında bulunur.

Profesör, kendisine merak ve şüpheyle bakan talebelerine:

- Mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür.
Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum der.

- Farz edin ki, maden ocağından iki insan çıkıyor: Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki ise kömür karası içinde….Bunlardan hangisinin yıkanması lâzımdır?

Öğrenciler, hiç tereddüt etmeden:
Elbette, kirlisi! diye cevap verirler.

Profesör, tebessüm ederek:
- İşte evlâtlarım, mantık bu soruya cevap vermeden önce şunu sorar:

“Nasıl olur da bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken diğerininki kirli olabiliyor?”







MEVLANA YAŞASAYDI, psikiyatrlar onu da akıl hastahanesine kapatır mıydı?



Psikiyatrlara bakarsak, Mevlana'nın bile akıl ve ruh sağlığı hiç de iyi değildi. 

Öyle ise biz kimi dikkate alacağız?

Bu yazı hayatınızı değiştirebilir!

        Psikiyatrinin tam 365 farklı hastalık tanımlaması bulunuyor ve bunların birçoğu Mevlana’da bile bulunuyor. Üstelik Mevlana'da bile bulunan bu haller, nesiller boyu çok çeşitli toplumların insanları tarafından üstünlük olarak kabul ediliyor iken henüz çok yeni olan sözde bilim psikiyatri öylesine çığırından çıkmış ve güç odaklarına hizmet eder bir durumda ki, en sağlıklı insanların bile yaşayabileceği insani halleri de hastalık sınıfına sokuyor. Tabii ki hemen ardından da ilaç kullandırıyor.

        Bu hastalık tanımlamalarını Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) yapıyor. Söz konusu ilaçları ise bu derneğin arkasındaki güç olan Siyonist ilaç firmaları üretiyor. Bir yılda yüz milyar dolardan daha büyük bir meblağı, reklam giderlerine harcayabilecek kadar büyümüş bu ilaç firmaları, ruhi ve akli sahada hiçbir faydası bulunmayan bir ilacı geliştiriyor ve sözde bilim psikiyatrinin sözde uzmanları da bu ilaçlar satılabilsin diye tamamen uydurma hastalık tanımlamaları yapıyor.

         APA bir hastalık tanımlaması yapınca, peşi sıra dünyanın dört bir tarafındaki sözde hekim özde sadece bir danışman olan psikiyatlar da itirazsız APA'ya tabi oluyor. Örneğin daha düne kadar "eşcincellik" ciddi bir hastalık kabul ediliyor iken şu anda psikiyatrlar tarafından hastalık olarak tanımlanmıyor. Neden hastalık olarak tanımlandığı da, sonra ne olup da birden hastalık tanımları arasından çıkarıldığı da, insanları ikna edecek surette açıklanamıyor, izah edilemiyor. Geçtiğimiz 60 yılda başka hiçbir hastalık kategorisinde psikiyatrideki kadar artış olmadı.

         Kurulan bu sömürü çarkında her şey bir takım güç odaklarının istediği şekilde yürüyor. Bu alanda her yıl trilyonlarca dolar, evet trilyonlarca dolar vurgun vuruluyor. En çok silah satan ikinci ülke Rusya, bir yılda 80 küsur milyar dolarlık silah satınca herkesin tartışma konusu oluyor ama ilaç firmalarının bundan çok daha yüksek miktarı sadece reklamlara harcadığı gerçeği kimseye duyurulmuyor. Şu anda dünyada yüz milyonlarca insan, uzun yıllardır psikiyatri ilaçları kullanıyor ve hiçbiri tedavi olamadı, olamıyor. Şu şartlarda tedavi olmaları da mümkün görünmüyor. Bu yüz milyonlarca insanın ve bu çarka yeni yeni katılacak daha milyonlarcasının, bu sarsıcı gerçeklerden haberleri yok. 



         Şimdi ise dünyanın saygın üniversitelerinden, psikiyatri sahasında uzman olan saygın bilim adamları, bu yaşananlardan rahatsız ve psikiyatrinin gerçek bir bilim dalı olmadığını, ilaçlarının bir işe yaramadığını ve üstelik bu ilaçların intihara bile sebep olan korkunç yan etkileri bulunduğunu anlatıyorlar.

3 Mart 2016 Perşembe

Bilye ile çalışan müzik makinesi, enstrüman

     Gün geçtikçe insanoğlu hala üretmeye ve sanata dair şeyler ile hayatında yol almaya devam ediyor. İşte insanın ve fizik kanunlarının sanata etkisi. 

İsviçreli Martin Molin tarafından yapılan ve Hennes Knutsson tarafından yapılan, wintergartan ismi verilen müzik kutusu tam 2000 adet bilyanın yüksekten piyano tuşlarına ve perküsyon aletlerinin üzerine düşmesi ile ile ses çıkarmasına dayalı çalışmakta. Aşagıdan videoyu izleyebilirsiniz :D


Yapılış aşamasına dair de videoları adım adım kaydeden Martinin kanalında video serilerini bulabilirsiniz. 





Su Sanatı Resimler

            Yağlı boya veya bilgisayarda yapılmış olsun. Yada bir başka yöntemle. İnsanın içindeki duygulara hitap eden, huzur veren, sakinleştiren, etrafını daha iyi anlamasını sağlayan herşey benim için sanattır. Evet aşağıda yağlı boya ve bilgisayarda yapılmış ve ilk gördüğümde çok güzel dediğim ve hayretlere düştüğüm, suyun şekillendirilmesi ile elde edilmiş resimler var. Buyrunuz :)

Su şekillendirme ile yapılmış bir at resmi. Eğer yağlı boya ise baya uğraştırmış olmalı.

Sudan at resmi


atom bombası su resmi

    İşte atom bombasının su ile şekillendirilmiş hali.Ne kadar su ile yapılmış olsada her hali insanın içini ürkmeye yetiyor.











Yok, olmaz. Böyle bir çakmakla sigara yakılmaz ama yanan sigaraları söndürülebilir ;)

çakmaktan su çıkıyor :)



su resmi adam

balerin kız su resmi     


Şimdi balık mı suda yaşıyor yoksa su mu balıkta anlamadım :D

balık su resmi


  Kelebekler sudan yapılmış olsalardı eminim daha uzun yaşarlardı :D
kelebek su resmi


   Ateş ve su birbirine ne kadar zıt değilmi ;)





Ve işte en beğendiğim iki resim. Sanat ve kadın birbirine çok yakışıyor.